İlçenin dar taş sokaklarında yan yana duran iki halı dükkânı vardı. Biri yıllardır aynı yerde duran eski bir dükkândı. Kapısının üstünde ise sade bir tabela asılıydı. İçeride kalabalıklar ya da bağırış yoktu, kampanya afişi yoktu. “Son Gün!” yazıları yoktu. Dükkânın sahibi olan yaşlı halıcı, gelen müşterilere halıları aceleyle göstermezdi. Önce çay ikram eder, sonra halının hikâyesini anlatırdı.

Karşı dükkânda ise genç bir satıcı vardı. Dükkânı sürekli kalabalıktı. Camlarda dev yazılar asılıydı.

“%70 İNDİRİM!”

“Bugüne Özel!”

“Maliyetinin altına!”

Sokaktan geçen turistler hemen içeri doluşuyordu. Genç halıcı her akşam kasayı sayarken gururlanıyordu. Yaşlı ustanın sakin dükkânına bakıp içinden “Bu devirde böyle ticaret mi olur?” diyordu.

Bir gün dayanamadı, yaşlı halıcının yanına gitti. “Usta sen neden hiç indirim yapmıyorsun? İnsanları böyle nasıl içeri çekiyorsun?” dedi. Yaşlı adam elindeki halının püsküllerini düzeltip gülümsedi. “Evlat, insan çekmek kolay. Mühim olan değer katmak.” dedi.

Genç adam kaşlarını çatarak “Sonuçta müşteri ucuz olsun ister.” dedi. Yaşlı halıcı başını salladı. Sakin bir sesle “Hayır, müşteri önce güven ister. Sonra kalite ister. Fiyatı ise en son sorgular.” dedi.

Sonra duvardaki eski bir halıyı gösterdi. Kök boyalı, ince işlemeli bir İran halısıydı. “Bu halı yıllar önce de pahalıydı, şimdi daha da pahalı.” dedi.

Genç satıcı “Neden?” diye sordu. Çünkü bunu dokuyan kişi, kimse görmese bile kaliteden taviz vermedi.

Yaşlı halıcı devam etti. “Beyin ilk gördüğü fiyatı referans kabul eder. Sürekli indirim yaptığında müşteriye şunu söylersin: ‘Bu halının gerçek değeri zaten düşük.’ O yüzden insanlar senden kalite değil, fırsat beklemeye başlar.”

Genç adam yine de ikna olmadı. İçinden, “Satış satıştır, bu düşünceler geride kaldı.” diye geçirdi.

Aradan aylar geçti. Turist sayısı azaldı. İşler yavaşladı. Genç halıcı daha çok müşteri çekmek için fiyatları biraz daha düşürdü. Sonra biraz daha, sonra biraz daha.

Dükkâna giren herkes aynı soruları soruyordu artık:

“Biraz daha olmaz mı?”

“Geçen hafta daha ucuzdu.”

“Başka yerde daha uygun var.”

Kimse halının dokusuna bakmıyordu. Kimse motiflerin anlamını sormuyordu. Herkes sadece etikete odaklanıyordu.

Bir akşam dükkânını kapatırken yaşlı halıcının içeride bir aileyle sohbet ettiğini gördü. Adamlar halıya dokunuyor, kadın desenleri inceliyor, çocuklar yere oturup oynuyordu.

Sonra müşteri şöyle dedi: “Pahalı ama belli ki ömürlük. Bu dükkândan alınca insanın içi rahat ediyor.”

Genç halıcı o an sessizce vitrindeki kocaman “DEV İNDİRİM” afişine baktı.

İlk kez fark etti. O yazı aslında müşteriye “Ne olur alın” diyordu. İnsanlar artık onun dükkânına değer için değil, pazarlık yapmak için giriyordu. Ertesi gün bütün afişleri kaldırdı.

Dükkân bir süre sessizleşti. Satışlar azaldı. Bu kez fiyat düşürmek yerine halıların kalitesine odaklandı. Her halının hikâyesini öğrendi. Daha az ürün koydu ama daha özenli ürünler seçti. Müşterilere bakım garantisi sundu. Çay ikram etti. Aceleyle satış yapmayı bıraktı.

Aylar sonra insanlar onun dükkânı için şunu söylemeye başladı: “Biraz pahalı ama kaliteli. Adam malının arkasında duruyor. Oradan alınan halı yıllarca eskimiyor.”

İşte o gün genç halıcı şunu anladı: Satış yapmak başka şeydi. Değer inşa etmek başka şey. Çünkü marka olmak, her önünden geçene seslenmek değil; insanlar seni görmese bile kaliteye sadık kalabilmekti. Peki, siz müşterinize gerçekten değer mi sunuyorsunuz, yoksa sadece “Ne olur alın” mı diyorsunuz?

“Ne olur alın!”

Marka olmak kısa süreli düşüncelerin değil, uzun vadeli amaçların sonucudur. Uzun vadeli markaların ürünleri her devirde pahalı ve değerlidir. Şu an pahalı olan antika bir eşya, döneminde de pahalıydı. Peki, neden? Çünkü onlar kimse görmese de o kaliteye özen gösterenlerdi. Kaliteden taviz vermeyenlerdi.

“Peki, bu değeri ne aşağı çekiyor? Neden indirim yapmadan satış yapamıyorum? Satış, sadece bir sonuç işlemidir.”

Asıl odak noktası işin sebebinde saklı. Kaliteli ürünler için ödenen her emek alıcıda bir albeni oluşturur. Bu uzun vadede de size sadık müşteriler oluşturacaktır. Artık müşteriniz sizi tavsiye etmeye başlayacaktır. İşte bu nokta markanızın yükselmeye başladığı nokta olur. Aksi takdirde marka satış dilencisi olur. “Ne olur alın!”

Peki, kimler dilenciye ne kadar kıymet verir?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner