Kasabanın en eski saatçisi olan Hasan Usta’nın dükkânı, dar bir sokağın köşesindeydi. Vitrininde gösterişli tabelaları hiç olmamıştı. Camın arkasında sadece pirinç bir cep saati ve altında küçük bir yazı vardı:

“Zamanı tamir edemem… Ama insanın aceleciliğini biraz yavaşlatabilirim.”

Kasabadaki çoğu insan onu sessiz, ağırbaşlı biri olarak tanırdı. Çünkü Hasan Usta konuşurken kelimelerini bile ölçerdi. Ne birini küçümserdi ne de kendini büyük gösterirdi. Ama yıllar içinde yanında çalışan çıraklar arasında biri vardı ki diğerlerinden çok farklıydı: Adı Murat’tı.

Murat’ın diğerlerine göre eli çok hızlıydı. Saat söküp takmayı kısa sürede öğrenmişti. Üstelik müşterilerle konuşmayı da iyi biliyordu. Hasan Usta’nın yıllarca uğraşarak kazandığı güveni, Murat birkaç ayda kazandığını sanıyordu.

Bir gün dükkâna pahalı bir duvar saati getirildi. Kasabanın en zengin tüccarına aitti. Saatin mekanizması çok hassastı. Hasan Usta dikkatle inceledi ve masanın üzerine bıraktı.

“Bunu ben yaparım,” dedi Murat hemen.

Hasan Usta başını kaldırıp çırağına baktı.

“Yaparsın,” dedi sakin bir sesle. “Ama önce neden bozulduğunu anlaman gerekir.”

Murat gülümsedi. “Usta, artık bunları biliyorum.”

İşte Hasan Usta’nın yüzündeki çizgiler o an biraz daha derinleşti. Çünkü insanın gerçekten bilmediği şey, çoğu zaman bildiğini sandığı şeydi.

Ertesi gün Hasan Usta dükkâna geldiğinde saat parçalanmış halde masanın üzerindeydi. Murat’ın yüzü asılmıştı. “Zor bir mekanizmaymış,” dedi istemeden. Hasan Usta kızmadı. Parçaları topladı sessizce yerine koydu. Sonra küçük bir tornavidayı eline alıp konuştu:

“Şımarıkların ömrü kısa olur evlat. Kalıcı olan haddini bilmektir.”

Murat başını eğdi ama içinde hâlâ küçük bir direnç vardı.

Aradan çok uzun haftalar geçti. Hasan Usta müşterilerin saatlerini yine sakinlikle tamir etmeye devam etti. Murat ise ustasının neden bu kadar temkinli davrandığını anlamaya başladı.

Bir gün dükkâna yaşlı bir adam geldi. Elinde eski, çalışmayan bir kol saati vardı.

“Bu saat oğlumdan kaldı,” dedi. “Tamir olur mu bilmem…”

Murat saati aldı. Eskiden olsa hemen “Yaparım,” derdi. Ama bu kez kapağını açtı, uzun uzun baktı. Sonra Hasan Usta’ya döndü:

“Usta… Bunun için senin yardımın lazım.”

Hasan Usta ilk kez hafifçe gülümsedi. Çünkü çırak o gün saati değil, kendini tamir etmeye başlamıştı. Akşam dükkân kapanırken Hasan Usta, lambayı söndürmeden önce son kez konuştu: “İnsan ne zaman ıskalar bilir misin? Kendini kusursuz gördüğünde… ‘Ben oldum’ dediğinde… Ya da gevşeyip dikkatini kaybettiğinde…” Sonra teraziyi gösterdi.

“Hayatta insanı diri tutan şey sürekli bir kalibrasyondur. Haddini bilmek de o ayardır. İnsan bazen çizgiden taşar… Ama haddini biliyorsa yeniden yerine döner.”

Murat sessizce dinledi. O gece dükkândan çıkarken sokakta rüzgâr vardı. Ama Murat’ın içinde ilk kez garip bir sakinlik oluşmuştu. Çünkü artık hızlı olmanın değil, dengede kalmanın değerini anlamaya başlamıştı. Ve belki de insanın gerçek büyüklüğü, ne kadar yükseldiğinde değil yükseldiği hâlde yere ne kadar yakın kalabildiğinde gizliydi.

Peki, bugün insanı en çok yanıltan şey gerçekten bilgisizlik mi? Yoksa haddini unutturacak kadar büyüyen egosu mu?

İnsan ne zaman hayatı ıskalar? İnsan büyüklendiğinde, ben oldum dediğinde ya da gevşekliğinde ıskalar. Iskalamamak için bizi diri tutacak bir kalibrasyona ihtiyacımız var. Haddini bilmek, yalpaladığımızda bizi tekrar iki çizgi arasına getirir.

Haddini bilenin hududu genişler…

4 Responses

  1. Çok nokta atışı bir yazı. Tıpkı sahadaki sistemler gibi insanın da sürekli bir “kalibrasyona” ihtiyacı var.

    Projelerde ve iş hayatında en büyük hatalar hep “ben bu işi tamamen çözdüm” rehavetiyle gelir. Asıl ustalık hızda veya yetenekte değil, o dengede kalabilmekte gizli.

  2. Haddini bilmenin önemini anlatan çok güzel bir öykü. Hayatta kazıklandığımız sahnelerin arka planında biraz haddini bilmeme yattığını düşünüyorum.

  3. ⏱️ Özellikle “haddini bilmek” ve sürekli kendimizi kalibre etmemiz gerektiği mesajı çok etkileyici. Akıcı, düşündürücü ve güzel bir ders veren bir metin olmuş. Emeğinize sağlık. 👏

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner