Salih Usta yıllardır Kapalıçarşı’nın dar sokaklarında aynı dükkânda çalışıyordu. Dükkânı ne gösterişli ne de vitrininde büyük ışıklar, abartılı tabelalar vardı. Fakat sabah kepengi açtığında ilk selamı ona veren de, akşam son alışverişini onunla yapan da eksik olmazdı. Çünkü insanlar altını değil, güveni tartarak alışveriş yaptığını bilirdi.
Yanında yıllardır yetiştirdiği bir kalfa vardı. Emre gençti, hızlı düşünürdü, piyasayı sürekli takip ederdi. Telefonundan altın fiyatlarını anbean izler, en küçük düşüşte heyecanlanırdı. Bir sabah altın sert şekilde düşünce çarşı karıştı. Bazı dükkân sahipleri telaşla satışları kapatmaya başladılar. İnsanların yüzünde aynı korku vardı: “Daha da düşerse?”
Emre de heyecanla Salih Usta’nın yanına geldi. “Usta,” dedi, “Biz de satışı kapatsak hepimiz daha iyi olmaz mı? Millet vitrinleri, dükkanları kapatıyor. Daha fazla zarar etmeden kurtuluruz.” Salih Usta vitrindeki bilezikleri düzenlemeye devam etti. Hiç acele etmiyordu. “Kaç yıldır bu çarşıdasın evlat?” diye sordu. “Dört yıl oldu.” “Ben kırk yıldır aynı sokaktayım,” dedi usta. “Piyasa çok yükseldi diye sevinen de gördüm, çok düştü diye dükkân kapatan da…” Emre anlam veremedi. “Usta ama,” dedi, “şimdi satışı kapatmazsak zarar etmeyecek miyiz?” Salih Usta tebessüm etti. “Panikle verilen kararın sonunda insan çoğu zaman sadece mal kaybetmez; aklını da kaybeder.”
O gün dükkâna yaşlı bir müşteri geldi. Elindeki küçük keseyi tezgâha bıraktı. “Salih Usta herkes satıyor, ama ben senden almak istiyorum.”, dedi. Emre şaşırdı. Altın düşerken insanlar neden alıyordu? Müşteri sanki onun aklından geçenleri okumuş gibi konuştu: “Evlat ben bu ustadan yıllardır alışveriş yaparım. O fiyat yükselince coşmaz, düşünce de korkmaz. Çünkü ticareti günlük kazançla değil, yılların itibarıyla yapar.”, dedi.
Müşteri çıktıktan sonra Salih Usta sandalyeye oturdu.
“Bak Emre, uyanık olmak kolaydır. İnsan bazen kısa yoldan kazanabilir, ama ticaret sadece fırsat kovalamak değildir. Asıl mesele insanların sana tekrar dönmesini sağlayabilmektedir.”, dedi. Sonra dükkânın duvarındaki eski saate baktı. “Bir gün çok kazanırsın, bir gün kaybedersin. Güven kaybedersen, yıllarca uğraşsan da yerine koyamazsın.”
Günler geçti. Altın yeniden yükselmeye başladı. O gün panikle satışı kapatanların çoğu zarar etmişti. Bazıları müşterisini kaybetmiş, bazıları ise borca girmişti. Salih Usta’nın dükkânında ise yine aynı sakinlik vardı. Emre artık fiyat ekranına eskisi kadar sık bakmıyordu. Bir müşteriye çay uzatırken ustasının sözlerini düşündü: “Ticarette mesele herkesten önce davranmak değil, herkesten sonra da ayakta kalabilmektir.”
Akşam dükkân kapanırken Salih Usta anahtarı çevirdi ve çırakla birlikte sokağa çıktı. Çarşının ışıkları yavaş yavaş sönüyordu. Panik yapan satıyor. Sakin olan topluyor. Biri fiyat indirirken kaybediyor. Diğeri sabırla değer katıyor ama buradaki fark uyanıklık değil. Çünkü ticarette sadece uyanık olmak kısa vadede kazandırır gibi görünse de uzun vadede güveni ve zemini bozar.
Uyanıklık, fırsat kovalamaktır. Ticaret ise istikrar inşa etmektir. Bugün ucuza alıp pahalıya satmak mümkün olabilir ama bunu sürekli yapmak mümkün değildir. Kalıcı olanlar sistemi kurmak için panik yapmayıp anlık kaybetmeyi göze alabilenlerdir.
Ticarette gerçek kazanç birini geçmekle değil oyunun içinde kalabilmekle ölçülür. Ve unutmamalı; uyanıklıkla yol alınır ama kalıcı yerler akılla, sabırla ve güvenle kurulur.
Emre sessizce yürürken kendi kendine düşündü: İnsan gerçekten kazancı mı büyütmeye çalışmalıydı, yoksa kendisine yıllarca güvenilecek bir isim mi olmaya?