Dünyanın farklı şehirlerinde, birbirini hiç tanımayan dört kişi benzer bir hikâyenin içinde ilerliyordu. Yıllar boyunca onlara aynı şey söylenmişti: İyi bir üniversite kazan, sağlam bir meslek edin ve hayatını garanti altına al. Bu cümle, sorgulanmadan kabul edilen bir yol haritasına dönüştü. Biri bilgisayar mühendisi oldu, biri endüstri mühendisi, biri psikolog, diğeri reklamcılık mezunu. Diplomalarını aldıkları gün hayatlarının netleştiğini düşündüler. Oysa asıl belirsizlik o gün başladı.
İlk yıl umutla geçti. Her biri kendi alanında bir iş bulacağına inanıyordu. Başvurular yapıldı, mülakatlara girildi, geri dönüşler beklendi. Ancak süreç beklediklerinden daha yavaş ilerledi. Bilgisayar mühendisi, alanı dışındaki işleri kabul etmedi. Endüstri mühendisi, “bunun için okumadım” diyerek teklifleri geri çevirdi. Psikolog, danışan bulmayı bekledi ama aylar geçti. Reklamcılık mezunu ise deneyim eksikliği nedeniyle sürekli ertelendi. Zaman ilerledikçe beklentiler sabit kaldı, gerçeklik ise değişmeye başladı.
İkinci yıl, zorunluluklar devreye girdi. Para kazanmak gerekiyordu. Hepsi farklı işlerde çalışmaya başladı. Bir kafede, bir ofiste, satış pozisyonlarında. Ancak hiçbirini kendi işleri olarak görmediler. Çalıştıkları yerleri geçici saydılar, yaptıkları işi ciddiye almadılar. Bu yüzden hiçbir yerde kalıcı olamadılar. Bir yıl dolmadan ayrıldılar, sonra başka bir işe girdiler, ardından bir başkasına. Her yeni başlangıç, yeniden sıfırdan başlamak anlamına geliyordu ama hiçbir şey tamamlanmıyordu.
Zamanla bu durum bir döngüye dönüştü. Ara ara kendi mesleklerine dönmeye çalıştılar fakat her deneme daha zor hale geldi. Çünkü meslek bekledikçe yaklaşmıyordu, aksine uzaklaşıyordu. Bilgiler eskiyor, beceriler köreliyor, özgüven azalıyor ama beklentiler aynı kalıyordu. Ailelerinden gelen küçük maddi destekler onları tamamen düşmekten korudu ancak aynı zamanda hareketsiz bıraktı. Ne gerçek bir risk alabildiler ne de yaptıkları işe bağlanabildiler. Hayat, ertelenen bir plan gibi akmaya devam etti.
Zaman geçtikçe sorunlar yalnızca iş hayatıyla sınırlı kalmadı. Ekonomik belirsizlik özel hayatlarına da yansıdı. Düzenli bir gelir oluşturamamak ev içinde görünmeyen bir baskıya dönüştü. Eşleriyle aralarındaki denge değişmeye başladı. Başlangıçta anlayışla karşılanan durum zamanla sorgulanır hale geldi. Sürekli iş değiştiren, bir yerde tutunamayan, kendi hayatlarında olduğu kadar ilişkilerinde de güven kaybetmeye başladılar.
Bazıları için bu durum daha ağır hissedildi. Kendilerini olması gereken yerde olamayan, sorumluluklarını tam karşılayamayan biri gibi görmeye başladılar. Eşlerinin gözünde zayıfladıklarını düşündüler. Maddi eksiklik arttıkça kaygı da büyüdü. Gelecek planları ertelendi ve küçük kararlar bile stres kaynağı haline geldi. İşsizlik dönemleri uzadıkça yalnızca gelir değil, iç dengeleri de sarsıldı.
Bu dört kişiden biri ise bir noktada farklı bir karar verdi. Okuduğu meslekle ilgisi olmayan bir işte çalışıyordu ve başlangıçta bunu geçici görüyordu. Ancak ilk kez kendine net bir karar verdi, kalacaktı. Hayal ettiği iş bu değildi ama yaptığı işi ciddiye almaya başladı. İşi öğrendi, kendini geliştirdi ve en önemlisi sabretti. İlk yıl geçtiğinde ayrılmadı. İkinci yılın sonunda artık o işte bir geçmişi vardı. Zamanla sorumlulukları arttı, geliri yükseldi ve yaptığı iş karşılık bulmaya başladı.

Gelirinin düzene girmesi sadece maddi durumunu iyileştirmekle kalmadı hayatındaki belirsizlikler de azaldı. Plan yapabilmeye başladı. Evindeki hava değişti. Güven yavaş yavaş yeniden kuruldu. Kendine olan bakışı da değişti. Çünkü ilk kez bir şeyi sürdürmüş, tamamlamış ve karşılığını görmüştü.
Diğer üçü ise hâlâ doğru işi arıyordu. Her yeni başlangıçta aynı umutla yola çıkıyor, kısa sürede aynı hayal kırıklığıyla geri dönüyordu. Yıllar geçtikçe aralarındaki fark açıldı. Biri hayalindeki işi yapmıyor olmasına rağmen hayatını kurmuştu. Diğerleri ise hayal ettikleri işi beklerken hayatlarını sürekli erteledi.
Ortaya çıkan tablo karmaşık değildi. Sadece çoğu insanın görmek istemediği kadar netti.
Hayat, doğru işi bulanları değil, bir işi sürdürebilenleri ilerletir.
Süreklilik, çoğu zaman yetenekten önce gelir ve en büyük kayıp yanlış bir işte başlamak değildir. Hiçbir işte kalamamaktır.
İnsanı tüketen şey yalnızca yanlış seçimler değil, yarım bırakılmış her başlangıcın ağırlığıdır.
20 Responses
Su çok olmasından ziyade sürekli akmasından dolayı mermeri deler..
Bu yazıyı okuyunca çevrendeki boşa giden ömürleri bir daha gördüm.
Yasa bilmeyince insan yön tayin edemiyor.
İyiki yasalar var ve iyiki onlarla hayatımızda bize ne yapacağımızı gösteriyorlar
Bu yazıyı okuduğumda kendi hayatım gözümün önünden geçti.
Benzer şeyleri baştan sona kadar yaşadım.
Günümüzde diplomalı işsiz o kadar çok genç oluştu ki ciddi bir global problem haline geldi.
Keşte bunları bana daha erken yaşta anlatan biri olsaydı da, bu kadar çok boşa gitmiş yıllarım olmasaydı.
Başarı, doğru işi bulmaktan çok bir işi sürdürebilmektir. İstikrar ve sabır, zamanla hayalleri gerçeğe dönüştüren en büyük güçtür.
Kaleminize sağlık, unuttuğumuz birçok gerçeği hatırlatıyor.
Günümüzde genç kuşak iş bulmakta zorlanırken yukardaki örnekler gibi duruma düşüyorlar . Sonuçta mutsuz ve hedefsiz çalışanlar yığını oluyor.
Hayatın içindeki kuralları bildiğinde o dili öğrendiğinde hedefine azimle ilerliyorsun.
Günümüzde iş hayatındaki en önemli problemlerden biri süreklilik. İnsanlar bir girişimde bulunduktan hemen sonra yüksek verimli sonuçlar bekleyebiliyor. Aynı hızda karşılanamayan beklentiler başarısız iş girişimleriyle sonuçlanıyor…
Yazıda bu çok akıcı bir şekilde dile getirilmiş.
Devamlılık, süreklilik, sonsuzluk… benzer şeyler.
Hayat devamlılığa tepki veriyor.
İnsanı mutsuz eden şey yaptığı seçimlerden farklı bir hayat yaşasaydım mutlu olur muydum hissi. Hep geriye dönme isteği, acabalar keşkeler önüne düşen daha iyi fırsatları değerlemdirmeye en büyük engel.
Güzel bir yazı olmuş toplumun önemli bir yarasına dikkat çekmiş..
Maalesef insan oyalandığının farkına varamıyor hep isteklerinin peşinde koşuyor Oysaki hayat senin isteklerine hayallerine bakmıyor senin süreçteki mücadelene çabana sabrına bakıyor..
Aslında hepimizin hayatında gördüğümüz şahit olduğumuz bir öykü… İnsan vazgeçtiğinde sonuca ulaşamıyor ve başladığı yere geri dönüyor ama kaybolan bir zamanla beraber…
Dış dünya bana uyumlansın düşüncesinden çıkıp gerekli adımları attığımızda bu hayatta yol almaya başlıyoruz.
İnsanların çoğu zaman “doğru işi” bulmaya odaklanırken sürekliliğin değerini gözden kaçırmasıdır. Bir mesleğe sahip olmak tek başına başarı getirmez; önemli olan bir işe emek verip zaman içinde ilerleyebilmektir. Sürekli yeni başlangıçlar yapmak kişiyi yerinde saydırırken, mükemmel olmayan bir işte bile istikrarlı kalabilenler zamanla hem maddi hem de psikolojik olarak daha güçlü bir konuma gelir. Yazı, başarının çoğu zaman doğru seçimden değil, sürdürülen çabadan doğduğunu vurgular.
Bir şeyi devamlı yapmak o kadar önemli ki… İnsan farkında ama yapamıyor, yapsa neler neler değişecek….
Hedef başarı istek bunlar için hayatta bir ispat gerekmez mi?
Günümüzde iş değiştirmek moda olmuş, pek çok kimse aynı işte uzun süre çalışmak istemiyor. Genelde maddi nedenlerden, bazen de sosyal hakları bahane ederek iş değiştiriyor. Oysa ki sabırla o işinde devam etse, istikrarlı olsa çok daha başarılı olur.
Çevrene göre doğru işi yapmak değil. Bir işte doğru yöntemlerle ilerlemek …
Bir işte istikrar ne kadar da önemli…
İstikrarın önemini anlatan güzel bir yazı olmuş, tebrikler…
İstikrar olmadan başarı da gelmiyor malesef