Mert, şirketin satış departmanında çalışan genç ve hırslı bir yöneticiydi. Her sabah ofise geldiğinde ilk işi hedef tablosuna bakmak olurdu. Rakamlar onun için her şeydi. Daha fazla müşteri, daha fazla satış, daha fazla başarı idi.

Bir cuma sabahı yine erkenden ofise geldi. Elindeki kahveyi masasına bırakıp ekrana baktı. Hedeflerin gerisindeydiler. Kaşlarını çattı. “Bu gidişle ay sonunu zor kapatırız.” diye kendi kendine söylendi. Tam o sırada insan kaynaklarından Elif Hanım toplantı odasının kapısını açtı. “On dakika sonra genel koordinasyon toplantısı var, unutma.” dedi. Mert başını kaldırmadan cevap verdi: “Herkes işini yapsa da keşke bu toplantılara gerek kalmasa.” Elif hafifçe gülümsedi ama bir şey söylemedi.

Toplantı başladığında masanın etrafında farklı departmanlardan insanlar vardı. Operasyondan Kerem, finanstan Selin, insan kaynaklarından Elif, yazılım ekibinden Deniz. Herkes kendi bölümündeki sorunları anlatıyordu. Mert ise sıkılmıştı. Ona göre herkes kendi işini doğru yapsa zaten sorun kalmazdı. Söz sırası ona geldiğinde sandalyesini öne çekti. “Biz satış tarafında elimizden geleni yapıyoruz.” dedi. “Fakat müşteriye verdiğimiz teslim tarihi gecikince tüm emek boşa gidiyor.” Kerem hemen itiraz etti. “Teslimat gecikiyor çünkü sistem son dakika değişiklikleriyle doluyor.” Bu kez Deniz konuştu: “Biz de sürekli acil taleplerle uğraşıyoruz. Planlama yapılamıyor.”

Odadaki hava bir anda gerildi. Herkes birbirine bakıyordu ama kimse gerçekten birbirini anlamıyordu. Toplantının sonunda şirketin genel müdürü olan Ahmet Bey ayağa kalktı. Sessizce herkesi süzdü. “Yarın sabah hepiniz benimle geleceksiniz.” dedi. Kimse nedenini anlamamıştı.

Ertesi gün şirketin yakınındaki eski bir kürek kulübünde toplandılar. Sabah hava serindi. Göl neredeyse hareketsizdi. İskelede uzun bir kürek teknesi vardı. Mert şaşkınlıkla sordu: “Biz burada ne yapıyoruz?” Ahmet Bey kısa cevap verdi: “Bugün çalışmayı değil, uyumu öğreneceğiz.”

Herkes tekneye yerleşti, başta her şey kolay görünüyordu. Fakat kürek çekmeye başladıkları anda tekne yalpalamaya başladı. Kimisi hızlı çekiyor, kimisi yavaş kalıyor, kimisi ritmi kaçırıyordu. Tekne bir türlü ilerlemiyordu. Kerem sinirlendi. “Biriniz ritmi bozuyor!” Deniz cevap verdi: “Çünki herkes kafasına göre çekiyor.” Mert daha güçlü çekmeye başladı ama bu kez tekne iyice yön değiştirdi. Ahmet Bey arkadan sakin bir sesle konuştu: “Daha güçlü kürek çekmeniz yetmiyor. Aynı anda, aynı ritimde hareket etmeniz gerekiyor. ”Bir süre sonra herkes birbirini dinlemeye başladı.

Elif ritim tutuyordu. “Bir… iki… bir… iki…” Kürekler aynı anda suya girmeye başladı. Tekne yavaşça hızlandı. Bu kez kimse tek başına güçlü olmaya çalışmıyordu. Herkes birbirinin hareketine uyum sağlıyordu ve sonunda tekne gölün üzerinde akıp gitmeye başladı. Sessizlik vardı ama o sessizliğin içinde büyük bir farkındalık dolaşıyordu. Mert ilk kez sadece kendi performansının yeterli olmadığını anlamıştı. Satış ekibi iyi olabilir, yazılım ekibi hızlı çalışabilir, operasyon kusursuz plan yapabilirdi ama biri ritmi bozarsa herkes yavaşlıyordu.

İskeleye döndüklerinde Ahmet Bey tekneye yaslandı ve şunu söyledi: “Aslanlar en kolay nasıl avlanır biliyor musunuz? Ortak hareket ettiğinde… Avlanırken her birinin kendi görevi vardır. Birisi sürüye koşar, diğeri bir ceylanı sürüden ayırır, diğeri pusuya yatar ama ne zaman tek başına hareket ederse o ceylanı avlaması o kadar zorlaşır. Aslında bizim işimiz de böyle… Bir şirket departmanlardan oluşmaz. Birbirine uyum sağlamayı öğrenmiş insanlardan oluşur.” Herkes müdürün ne demek istediğini, ne anlatmak istediğini çok iyi anlamıştı.

Mert o gün ofise döndüğünde ilk kez hedef tablosuna bakmadı. Operasyon ekibine gitti. “Teslim süreçlerini beraber planlayalım mı?” dedi. Sonra yazılım ekibine uğradı. “Son dakika değişikliklerini azaltmak için ortak bir sistem kurabilir miyiz?” O gün kimse tek başına kahraman olmadı. Herkes aynı yöne bakmaya başladı. Çünkü başarı, en hızlı koşanın değildi. Birlikte ritim tutabilenlerin hikâyesiydi.

Peki siz kendi ekibinizde sadece güçlü olmaya mı çalışıyorsunuz, yoksa gerçekten aynı ritimde ilerlemeye mi çalışıyorsunuz?

25 Responses

  1. Bilinçaltımıza dayatılan her yerde en iyi ben olmalıyım düşünce tarzına ne kadar zıt bir anlayış.

    Güçlü sistemler sessiz dişlilerden oluşuyor demek ki her zaman…

  2. Bireysel başarının tek başına yeterli olmadığını; gerçek başarının ekip içindeki uyum ve iş birliğiyle mümkün olduğunu gösteriyor. Her departmanın farklı sorumlulukları olsa da ortak hedefe ulaşmak için birbirini anlaması ve desteklemesi gerekir. Güçlü ekipler, en yetenekli bireylerden değil, aynı amaç doğrultusunda birlikte hareket edebilen insanlardan oluşur. Çünkü sürdürülebilir başarı, rekabetten çok koordinasyon ve güven üzerine kuruludur.

  3. Biz uyumlansak da uyumlanmasak da hayat devam ediyor. Sürece bir bütün olarak uyumlanıp daha ileri mi götüreceğiz yoksa “ben” diyerek tartışmaya devam mı edeceğiz? Hangisini seçmeliyiz?

  4. Tek taşla duvar örülmez. Herkes “ben işimi yaptım” deyip kenara çekilirse o iş yürümez. Mesele tek başına şov yapmak değil, aynı kayıkta hep beraber uyumlu bir şekilde kürek çekebilmektir.

  5. Şirketlerdeki departmanlar hem kendi içinde hem de birbirleriyle uyumlu olmalıdır. Tıpkı bir motorun dişlileri gibi hareket etmelidir. Bir dişli hareketini yavaşlatırsa yük diğer dişlilere biner. Bir dişli durursa sistem ya tıkanır ya da o dişliyi kırıp atar. Uyumsuz olanlar, bulunduğu ortamda var olamaz. Sistemde herkes uyumlu olursa güçleri katlanarak artar. Ne kadar güçlü olursa olsun, koca bir gemi de bir kürekle götüremezsiniz. Herkes aynı ayda aynı yönde olursa gemiyi yüzdürebilirsiniz.

  6. Uyum gerçekten önemli bir yer. Hayatın her yerinde karşımıza çıkıyor. Akarsuyuna uyum sağlamayıp tersine yüzersek boğuluruz. Uyumlanıp karşıya hızlı bir şekilde akarsuyunun ivmesini de arkamıza almalıyız. Bu insanların birleşip uyum içinde çalıştığı zaman tek kişiden daha büyük işler başarabildiğini görebiliriz..
    Çok güzel bir yazı olmuş… Teşekkürler…

  7. Yıldızlarla dolu bir takımdansa birlikte olunca yıldızlaşan takımlar her zaman daha fazla iş yaparlar. Hayatın her aşamasında süreç bu şekilde ilerler..

  8. Gerçek başarı, bireysel güçten çok ekip uyumunda saklıdır. Aynı hedefe, aynı ritimle yürüyen insanlar; tek başına koşanlardan çok daha uzağa ulaşır

  9. Çok güzel örnek olmuş; şirkete alanında en iyi uzmanları alsan bile, eğer iletişim becerileri ve ekip çalışmasına uyum sağlayamıyorlarsa o işler hep aksar. İşte doğru iletişimin gücü

  10. İnsana tek başına bir sonuca ulaşmak onun zarar göreceği şekilde tasarlanmış.
    Ekip olarak daha az sebep ortaya koysa bile sırf uyumlu bir ekip olmaktan dolayı yüksek kazanç alınır.

  11. Uyum… Ne kadar iyi olursan ol, bulunduğun kişilere ortama uyumlu değilsen, olmuyor. Aynı insanın vücudu gibi, organları gibi…

  12. Insan hayatın neresinde ben derse kaybediyor kazanç ise biz diyebilmekte ailedeki mutluluk bir iş yerindeki başarı Biz olabilmekten geçiyor..

  13. Çalışma hayatında kariyer hedefi içn insanlar kendilerini öne çıkartıp diğerlerini ezip bir yerlere gelmeye çabası çok hatalı. Ekiple gelen her başarı seni ve ekibi yukarı taşır. Bunu gözden kaçırıyorlar aslında

  14. Bireysel başarıdan daha önemli olanın ekip içindeki uyum ve iş birliği olduğudur. Bir ekipte herkes kendi alanında çok yetenekli olsa bile ortak bir ritim ve koordinasyon yoksa istenen sonuçlara ulaşmak zorlaşır. Başarı, tek başına en çok çalışan ya da en güçlü olan kişinin değil, farklı insanların aynı hedef doğrultusunda birlikte hareket edebilmesinin ürünüdür. Yazı, gerçek performansın rekabetten değil, uyumlu iş birliğinden doğduğunu vurgular.

  15. Bir masayı tek başına taşımak çok fazla enerji ve yorgunluk ister. Ortada ki iş bölündükçe daha kolay hedefe ulaşabilir… bireysel hamleler yapıp bütünsel sonuç beklenmez.

  16. Uyumlanamayan hiçbir şey varlığını sürdüremez. İmkan ve güç insanı bir yere kadar götürür, insan daha başarılı olabilmek için birleşmeye ve uyumlanmaya ihtiyaç duyar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner