Gel İstanbul'a

Gel İstanbul'a

Gel İstanbul'a

3 dk okuma

Nuri yaklaşık iki yıldır amcasının yanında çalışıyordu. Amcası bir bayram ziyaretinde: “Nuri evladım İstanbul’a gel, meslek öğren. Bizim de yardımcıya ihtiyacımız var, hem kalacak yerin de var. Para biriktirirsin” demişti. 

O zamanlar babasının karmakarışık ve sonuç getirmediğini düşündüğü işlerinden sıkılmıştı. İstanbul'a gitme fikri biraz da bu ortamdan bir kaçıştı. Bu değişiklik ilk başta onun için çok heyecan verici olmuştu. 

Deniz manzarasına uzun uzun baktı. İlk zamanlar büyülenmiş gibi hissettiği bu şehir, şimdi aynı hissi vermiyordu. Zihnindeki İstanbul tanımı artık daha farklıydı: bitmeyen çile… En son ne zaman deniz sefası sürdüğünü anımsayamadı bile. Şehr-i İstanbul ona eskisi gibi heyecan vermiyordu artık.  

Babası, memlekette tam işleri kendisine devredeceği zaman İstanbul'a gelmişti. Bu işlerden sorumlu olmayı istememişti. Şimdi de amcası dükkanı ona devretmek üzereydi ve yine içi aynı hislerle dolmuştu. Kendine bile itiraf edemediği bir gerçek vardı. Sorumluluk almak istemiyor, karşısına çıktığı her yerde bundan uzaklaşıyordu. 

Kız arkadaşından da bu yüzden ayrılmıştı. Kız arkadaşı: “Nişanlanalım yoksa annemler kızmaya başlayacak”, demişti. O ise cesaret edip ciddi bir niyet ile kapılarını bile çalamadı.

Yeni arkadaşlıklar kuruyor, fakat hiç biri uzun ömürlü olmuyordu. Eski arkadaşları ile görüşmek de sıkıcı gelmeye başlıyordu bir müddet sonra… Sahi, neler oluyordu böyle? Kendisine iyi gelecek olan işleri sürekli hale getirecek her durumda hareketten uzaklaşmıştı ömrü boyunca. 

İnsan her sabah yeniden uyanıyorsa, ona kendi hayatının yetkisi verilir. Sorumluluğunu üstlenmediği bu hayatta yetkili ve etkili bir insana dönüşemez. Nuri de bu yüzden yaşadığını hissedemiyordu. Kendini etkisiz eleman gibi hissediyordu.  Zihninden bir sürü olumsuz düşünce akıyordu: “Babamın işyerini devralacak gücü neden kendimde bulamadım? Amcam bensiz işlerini çok rahatlıkla yürütebiliyorsa, bana neden ihtiyaç var? Neden iz bırakan biri olamadım bu hayatta? Neden silüetim, varlığım silik ve donuk?”

Her defasında kendini çok bilinmeyenli denklemler içerisinde buluyor, ama bu işlemlerin hepsinin etkisiz elemanı gibi hissediyordu. İçinde söndüremediği, bitmeyen bir huzursuzluk vardı. Kendine sormaya başladığı sorular, bir hareketin fitilini ateşlemişti sanki.

Bir sabah her gün aynı şeyleri yaparak hayattan farklı sonuçlar alamayacağının farkına vardı. Tüm gücünü toparladı ve çok öz bir konuda farklı bir davranış sergiledi. Önce, sahibi olduğu kıyafet ve eşyalarından gerçekten kullanabileceklerini ayırdı. Yıllardır bir gün giyerim umuduyla beklettiği ama elinin değmediği tüm eşyalarını birilerine verdi. Bu düzenleme onda büyük bir rahatlık hissi oluşturdu. Okurum diye aldığı, ancak iki sayfasını okuduğu tüm kitapları kütüphaneye bağışladı. Bu kitapların dili olsa: “Bana okuyacağım sözü vermiştin, böyle anlaşmamıştık!” derdi. Bu kitaplar tıpkı söz verip yerine getirmediği arkadaşları gibi konuşurdu. Kıyafetler de farklı şeyler söylemezdi: “Yakışmadı, bizi bir kenara attın!” derdi. 

Bu arınma hareketini hiç durdurmadı. Her gün bir yenisini ekledi, artık verdiği sözü tutabilen, yapabileceklerini konuşan bir insan olmuştu. Yüklerinden kurtulmuş ve kendini bir tüy gibi hafif hissediyordu. Bu, omuzlarına çökmüş yılların ağırlığını silkeleyip atmak gibiydi. 

Sonunda o gün geldi ve hayat onu, istemediği, çıkmaktan korktuğu sahneye her yönden itiverdi. Amcası şehir dışına on günlüğüne gitmişti ancak işleri uzamış, bir aydır dönmemişti.

Ailesine yönelse ailesi, arkadaşlarına yönelse arkadaşları onu geri itiyordu. Müşteriler ise aksine itmiyor; işler öyle bir geliyordu ki, mecburen sorumluluğu üstlenmek zorunda kalıyordu.

Bu durum ona yakıştı. Kendini hiç olmadığı kadar güçlü hissetmeye başladı. Artık ayakları yere basıyordu. Eskiden yumuşak bir zeminde yürür gibiydi; kum tepelerine tırmanıyor, fakat ayağının altındaki zemin sürekli kayıyordu. Şimdi ise bacaklarını ve içindeki gücü hücrelerine kadar hissediyordu.

Bu sorumluluk sesi­ne de yansımıştı. Artık daha gür ve kararlı konuşuyordu. Eskiden pazarlıkta cılız ve net olmayan tavrı yüzünden geri düşerdi. Şimdi ise özgüveniyle öne çıkıyordu. Sesindeki kararlılık ve kendinden eminlik, müşterilerle ilişkisini güçlendiriyordu. Ürünlere fiyat veriyor, alım yapıyor, parçaları bir araya getirip satışa dönüştürüyordu.

Artık dükkânın tüm sorumluluğunu üstlendi. Tattığı bu sorumluluk duygusu, içinde sürekli artan bir tatmine sebep oldu.

Paylaş

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?

Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.

İlk tepkiyi sen bırak.

Yorumlar (28)

  • Aysel Kaya dedi ki

    20 Mayıs 2026

    :)) Tam burada yazıda anlatılan gibi birisi ile karşılaşmıştım. Sürekli bir şeylere başlayan devamını getiremeyip bırakan daldan dala atlayan. Gercekten şahitliğim olduğu için çok çıkmazda bir durumda oluyorlar. ne yapacağını bilemeyen bir başka şeye geçerek bir şekilde orada başarırım belki umudu ile koşturmak. Varlığı kanıtlamak için kalması gerektiğinin farkına varamayıp sürekli değişiklik yapmak çok yorucu. Çok zaman kaybettirici.
    Ellerinize sağlık, bu tarz şeyler yaşayanlara nereden başlayacakları ile ilgili güzel bir yazı olmuş.

  • Ayşe Bulut dedi ki

    20 Mayıs 2026

    Hayatında olan yükleri, fazlalıkları temizliyor olması Onun hareket kabiliyetini artırmış. Ağırlıklarından kurtulmuş. Ne guzel bir yazı

  • Tuğba Akkoca Meclis dedi ki

    3 Haziran 2026

    İnsan, evdeki eşyaları toparlayarak hayatını toparlayacak güce erişeceğini asla tahmin etmez... Çok güzel bir strateji olmuş.... Basit, yapılabilir...

  • Ferhat dedi ki

    14 Haziran 2026

    Benzer hikayeleri hayatımızda hepimiz yaşıyoruz. Çünkü cidden iyi bir yaşamın ve kötü bir yaşamı olan kişiler benzer adımlar atıyor.

  • qkhn dedi ki

    14 Haziran 2026

    İnsanın hayatında sorumluluk almaktan kaçmasının onu zamanla etkisiz, tatminsiz ve yönsüz bir hale getirebileceğini anlatıyor. Nuri'nin hikâyesi üzerinden, kişinin önce kendi dağınıklığını ve ertelemelerini bırakıp sorumluluk üstlendikçe özgüven, güç ve yaşam doyumu kazanabileceği vurgulanıyor. Sorumluluk, burada bir yük değil; insanı olgunlaştıran ve hayata daha sağlam bağlayan bir unsur olarak ele alınıyor.

  • Sıracettin Badem dedi ki

    14 Haziran 2026

    Vaktinde zamanında alması gereken yükleri almış olmalıydı ticaretin can damarı cesaret ve özgüvendir.

  • salih dedi ki

    15 Haziran 2026

    Nuri'nin yaşadığı iç çatışmalar o kadar gerçek ki birçok kişi kendinden bir parça bulabilir. Özellikle sorumluluk aldıkça güçlenmesi ve özgüven kazanması çok güzel işlenmiş. Okurken düşündüren, ders çıkarılabilecek bir hikâye olmuş.

  • Ahmet dedi ki

    15 Haziran 2026

    Hayatımızda o büyük problemleri çözebilmemiz için önce küçük problemlerden başlamak lazım. Aslında bir halterci de bunu yapıyor 130 kiloyu kaldırmak için önce 1 kilodan başlamıştır.

  • EG dedi ki

    15 Haziran 2026

    İnsan, kaçtığı sorumlulukların yükü altında ezilir; üstlendiği sorumluluklarla ise güçlenir.

  • Selim dedi ki

    15 Haziran 2026

    Hayatımızda eksik bırakıp tamamlamadığımız işler yada fazlalık olarak tuttuğumuz şeyler işlerimizde ve hayatımızda bize yüktür.

  • Ufuk dedi ki

    15 Haziran 2026

    Hikâyenin sonunda sorumluluk aldıkça güçlenmesi ve kendine güveninin artması ise umut verici bir his bırakıyor. Okurken hem düşündüren hem de insanın kendini sorgulamasını sağlayan güzel bir yazı olmuş

  • Ugur Çelebi dedi ki

    15 Haziran 2026

    İnsan hayatında nereye giderse gitsin Eğer burada bi sorunu varsa heryerde aynı sorun devam edecektir insan ancak kaybettiği yerde tekrar kazanabilir bu yüzden bir akiti kendisi bitirmemesi gerekiyor kısacası hangi süreç olursa olsun hayat sizi elemeden siz kendinizi elemeyin.

  • Sefa özer dedi ki

    16 Haziran 2026

    Sen taşını büyüt , sana göre bir gedik elbet gelecektir.

  • Yahya Kemal Baki dedi ki

    16 Haziran 2026

    Herkesin biraz kendini bulacağı bir öykü. Bende öyle.
    Netlik olmayınca hedef hep biraz daha uzakta kalmaya devam ediyor

  • Mahmutcan Şerif dedi ki

    17 Haziran 2026

    Çok düşününce değil hareket edince bir şeyler oluyor. Hareket edince ona göre öyküler şekilleniyor.. yapacağı işte sorumluluk ta..

  • Gürsel A. dedi ki

    17 Haziran 2026

    İnsan sorumluluk almaktan kaçtıkça hayat onu daha da zorluyor. Çünkü bu hayatta herkes kendi sorumluluğunu almak zorunda. Bunu için de küçük yaştan itibaren sorumluluktan kaçmamak gerekiyor. Sorumluluk aldıkça özgüveni artacak ve başarı bir insan olacaktır.

  • Mahmut dedi ki

    17 Haziran 2026

    İnsan her yönden sıkışmadan hayatının iplerini eline alamıyor. Her nedense o geçitten, o dar boğazdan tek başına geçmedikçe de daha iyi bir 'BEN'e' ulaşamıyor.

  • Ayşe dedi ki

    19 Haziran 2026

    İnsan bedel ödedikçe marifetlenir. Korktuğu şeylerin üzerine giderek bir sonrakinde daha kolay yapacak hale gelir. Bunun için de sorumluluk almak gerekiyor.

  • Salim dedi ki

    21 Haziran 2026

    İnsanlar sorumluluğun getirdiği bedelden kaçar ama bedel ödedikçe de güçlenir.

  • M.Ali dedi ki

    22 Haziran 2026

    Demirci yüreği demirden sert gerek. Hayat engelleri gelir. Bu engelleri aşacak kararlılık ve azim gerek. İçimizdeki güç bunu başarmaya yeterli....

  • SELMAN dedi ki

    23 Haziran 2026

    Sebepleri değiştirmeden sonuçları değiştirmeye çalışmak bataklıkta sivrisinek avlamaya benzer. İnsan önce sabırlı bir şekilde bataklığı kurutmalı ki sorunu kökten çözebilsin..

  • Ufuk dedi ki

    26 Haziran 2026

    Nuri’nin sorumluluk aldıkça güçlenmesi ve kendini bulması etkileyici şekilde anlatılmış. Özellikle verdiği küçük kararların büyük dönüşümlere yol açması güzel bir mesaj veriyor. 👏🌱✨

  • İsmail Karoev dedi ki

    27 Haziran 2026

    Hangi yaşta olursan ol, ne iş yaparsan yap, kim olursan ol ama zorluklar, problemler bu hayatta senden çözüm bekleyecek ve her seferinde mevcut bulunduğun konumundan biraz daha güçlü olmamız lazım, işte gerçek gelişim böyle kazanılır.

  • Eser dedi ki

    30 Haziran 2026

    Insan sorumluluktan kaçtıkça Aslında kolaya kaçıyor Ama o kolaylık da hayatını zorlaştırıyor..
    asıl insanın hayatını kolaylaştıran ise o zorluğa talip olmak ve sorumluluğu almak

  • Yusuf dedi ki

    1 Temmuz 2026

    İnsanı geliştiren aldığı bedel ve sorumluluklarıdır. Hayır duydukça olgunlaşır, olgunlaştıkça da sorumluluk alır.

  • Hk dedi ki

    3 Temmuz 2026

    sorumluluk insanı olgunlaştırır ve güçlendirir

  • Mustafa Hakan dedi ki

    3 Temmuz 2026

    Bedel insanın şifasıdır insanoğlu biraz bedel ödediğinde elbetteki kendini daha iyi daha güçlü hisseder bu öyküde olduğu gibi bazen insan kendisi cesaret edemez sorumllulul almaya ama hayat itverir

  • Evim Evren dedi ki

    17 Temmuz 2026

    Bazı ağırlıklardan kurtulamadan, bazı sorumlulukları alabilmek çok zor. Teşekkürler...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.