
Değişmeyen Öykü
Hakan, daha küçücük bir çocukken babasını kaybetmişti. Dedesi, bu büyük eksikliği öyle güzel, öyle yumuşacık bir sevgiyle kapatmıştı ki. Hakan hiçbir zaman kendini sahipsiz hissetmemişti.
Dedesi büyük bir çiftlik işletirdi; çalışanlar, atlar, traktör sesleri… Her şey Hakan’a kendini önemli hissettiren bir dünyanın parçasıydı. Bu yaşantının içerisinde dedesinden sıkça duyduğu bir cümle vardı; “Para kazanırsın oğlum… Önemli olan okumak ve iyi bir adam olmak!”
Üniversiteyi, ilmi öyle överdi ki, sanki tüm dünyanın sırrı kitapların içinde saklıydı.
Bir gün geldi, Hakan tıp fakültesini kazandı. O an, dedesinin yüzünde öyle bir gurur belirmişti ki.
Sanki Hakan ona dünyayı hediye etmişti. Sadece dedesi için değil, ailedeki herkes için de “Doktor
Hakan”dı. Unvanı bile aile içinde hava değiştiriyordu.
Tıp fakültesi hiç de kolay olmamıştı. Zorlandığı dersler, uzattığı dönemler, tartıştığı hocalar…
Ama sonunda başarmıştı, bitirmişti okulu. İlk görev yeri, doğunun küçük bir köyündeki sağlık ocağı oldu. Hakan için problem değildi. Sonuçta kendisi de bir köy çocuğuydu. “Ne olabilir ki?” diye düşünüyordu.
Hiç de düşündüğü gibi olmamıştı. Köydeki insanların cehaleti, saygısızlığı, laftan anlamaması Hakan’ı çileden çıkarıyordu. Keçi çobanı bir adamın elinde tesbihiyle kapıyı tekmeler gibi açıp içeri girmesi mesela…
“Bu nasıl saygısızlık?” diye düşünüyordu Hakan.
“Hem cahilsiniz hem de tedaviye uymuyorsunuz!”
Köylülerle tartışıyor, kavga ediyor, onlar da Hakan’ı şikâyet ediyorlardı.
“Ben doktorum! Yıllarca okudum! En doğrusunu ben bilirim!” diye düşünüyor ama karşısındaki insanların bunu hiç umursamadığını görüyordu. Sonunda tayin istedi ve büyük bir ilçe merkezine geçti.
“Burada insanlar daha anlayışlıdır,” diye umuyordu. Öyle olmadı, aynı saygısızlık, aynı tedaviye uymama, aynı şikâyetler burada da devam ediyordu.
“Bu nasıl iş?” diye söyleniyordu artık.
“Ben mi yanlışım, insanlar mı?”
Bir süre sonra bu kez kendini büyük şehrin merkezine aldırmıştı. “Artık kurtuluyorum şu varoş kültüründen!” diyordu.
Şehirde de tablo değişmedi. Bu kez şehirli “varoşlar” vardı. Sakız çiğneyerek derdini anlatanlar.
Saygısızca konuşanlar, kapıyı çalmayı bilmeyenler ve tabii yine şikâyetler…
Hakan artık daha çok sinirleniyor, daha çok tartışıyor, daha fazla soruşturmayla uğraşıyordu.
“Bunu hak etmiyorum!” diye düşünüyordu.
“Bir cahil, koskoca doktoru nasıl şikâyet eder!”
En sonunda dedesinin hatırını kullanarak şehrin en gözde mahallesindeki bir polikliniğe geçiş yaptı.
“Tamam,” dedi.
“Artık benim dilimden anlayan insanlarla konuşacağım.”
Başlarda gerçekten öyleydi. Şık kıyafetli, kibar konuşan, eğitimli insanlar… Hakan’ın yüzü biraz gülmeye başlamıştı.
Ta ki o güne kadar. Kapı yine çalmadan açılmıştı.
“Buyurun?” dedi Hakan kaşlarını çatarak.
Adam geniş geniş içeri girdi, oturdu.
Hakan daha da sinirlendi:
“Burası benim muayene odam! Buraya böyle giremezsiniz, Saygı göstermelisiniz!”
Adam pişkince “Ben emekli hâkimim. İstediğim yere istediğim gibi girerim.” Dedi.
Tartışma büyüdü, kavga oldu, derken konu mahkemeye taşındı. Yıllarca süren bir dava…
Hakan artık yalnızca köylüleri değil, elit insanların saygısızlığını da görüyor, anlam veremiyordu. Bu kadar yer değiştirmişti. Her gittiği yerde, “Burada daha iyi olacak,” demişti. Hep aynı sorunlar karşısına çıkmıştı. Neden böyle insanlar hep onu buluyordu? Neden mekânlar değişiyordu da öyküler hep aynıydı?
Biraz düşündü, anlamaya çalıştı, yoksa sorun kendisinde miydi?
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar (18)
qkhn dedi ki
25 Ocak 2026İnsanın karşılaştığı sorunların kaynağını sürekli dışarıda araması ve kendini sorgulamaktan kaçınmasıdır. Mekânlar, statüler ve muhataplar değişse bile, bakış açısı değişmediğinde yaşanan çatışmaların da değişmeyeceği vurgulanır. Eğitim ve unvanın, insan olgunluğu ve empatiyle tamamlanmadığında yeterli olmadığı gösterilir. Hikâye, “iyi bir adam olmak” ile “okumuş olmak” arasındaki farkı görünür kılar. Asıl dönüşümün çevrede değil, insanın kendi içinde başladığıdır.
Muhammed dedi ki
8 Şubat 2026İnsanlar birileri ile sorun yaşadıklarında genellikle karşı tarafı değiştirmek ister. Bunu başaramadığında da agresifleşip acaba sorun bende olabilir mi, sorusunu kendisine pek sormaz. Oysaki insanın sadece kendini dönüştürebilme hakkı vardır. Kendini dönüştürmeye başladığında çevresi de ona göre tekrardan dizayn olmaya başlar.
Mahmutcan Şerif dedi ki
9 Şubat 2026Sanki benim o arkadaşımı anlatıyor gibi..
Usta şef olacam diye çok lokanta ve restoran ve usta değiştirdi … sonra çekip gitmişti…
Aynı olaylar tekrarlanıyorsa kendimize bir kere bakmamız gerekiyor demekki…Salim dedi ki
10 Şubat 2026İnsanlar genelde olumsuz birşeyle karşılaştığında kaçmak daha kolay geliyor. Ama aynı hikayeler tekrar edercesine devam ediyor. Bu durumda kaçmanın çözüm olmadığını daha iyi anlıyor insan. Çünkü insanı güçlendiren şey zorluklara göğüs germek.
Ömer dedi ki
15 Şubat 2026Hakan ben koskoca doktorum diyordu, en son karşısında koskoca eski hakimi gördü :))
Samet dedi ki
15 Şubat 2026Yaşadığımız olaylar süregelen bir şekilde tekrar eder ve zorluk seviyesi de artırıyorsa ben bu konuda vermem gereken doğru tepkiyi geçmenim gereken sınavı geçemediğimdendir.
Fakat ilk bakmam gereken yer kendim, çünkü insan aynı tepkileri verip farklı sonuçlar almak istiyor.Ahmet dedi ki
15 Haziran 2026İnsanın karşılaştığı olaylar birbirine benzerse belki de hata en hatasız olduğunu düşündüğümüz kişidedir... Aynadaki kişide :)
Selim dedi ki
17 Haziran 2026Teorik bilgin ne kadar güçlü olursa olsun, ilişkilerde ustalık kazanamadığın sürece o unvanların gerçek dünyada pek bir karşılığı olmuyor. Sorun mekânlarda veya diğer insanlarda değil, Hakan'ın kendi iletişim tarzında. Hakan geç te olsa anlamış darısı başımıza
Gürsel A. dedi ki
19 Haziran 2026Eğer benzer olumsuz olayları tekrar tekrar yaşıyorsak burada bir mesaj var demektir. Neden tekrar ediyor düşünmek gerekir. Hayat doğru tepki vermediğin soruları yeniden karşına çıkarır. Ne zaman doğru tepki verirsen artık bir daha o soruyla karşılaşmazsın.
Deniz dedi ki
21 Haziran 2026Belki de hata en son düşündüğümüz kişidedir
E_G dedi ki
22 Haziran 2026İnsan gittiği her yerde aynı duvara çarpıyorsa, bazen duvarı değil yürüyüş şeklini incelemelidir.
Gürsel A. dedi ki
22 Haziran 2026İnsan olumsuz bir durumla karşılaşınca hatayı kendinde bulmaz, genelde karşıdakileri suçlar. Sorunu düzeltmek için de karşıdakileri değiştirmek ister. Değiştiremeyince de o ortamdan veya kişilerden uzaklaşmayı çözüm sanar. Oysa kendini düzeltmeden, karşıdakiler düzelmez. Bunu bildiğinde artık kimseyi suçlamaz, kendi hatasını düzeltmeye odaklanır. Çünkü insan sadece kendini düzeltebilir. Kendini düzelttikçe etrafındakiler de düzelecektir.
M.Ali dedi ki
22 Haziran 2026İnsan her zaman haddini bilmeli...
SELMAN dedi ki
23 Haziran 2026İnsan bir başak gibi büyükçe boynunu eğmeli..
UFUK KESECEK dedi ki
26 Haziran 2026Bazen sorun bulunduğumuz yerde değil, olaylara baktığımız pencerededir. İnsanlar ve şartlar değişse de, aynı çatışmalar tekrar ediyorsa durup kendimize bakmak gerekir. Hakan'ın fark ettiği gibi, gerçek değişim çoğu zaman dışarıda değil, insanın kendi içinde başlar. Empati ve tevazu, bilgiyi de başarıyı da daha değerli kılar.
İsmail Karoev dedi ki
27 Haziran 2026Şikayet edereke hiç bir probleme çözüm üretemezsin; çözülmemiş her problem bir süre sonra hayatımıza girerek bizi daha da olumsuz etkiler.
Eser dedi ki
30 Haziran 2026Çok güzel bir fakındalık olmuş.
Malesef insan yaşadığı olumsuzluklarda dışarıya bakarak aldanıyor ve asıl bakması gereken yeri yani kendisini görmüyor Oysa ki sorun çözüm İnsanın kendisi..salih dedi ki
1 Temmuz 2026En çok yaptığımız şey başkalarını eleştirmek ama dönüp kendimize baksak aslında çözmeye başlicaz ama tabi çok zor :)
