
Ben Bir Markayım
İstanbul'un en kalabalık semtlerinden birinde, gökdelenlerin gölgesinde yükselen dev bir alışveriş merkezi vardı. İçerisi gece gündüz aynıydı; ışıklar hiç sönmüyor, insanlar ellerinde parlak poşetlerle bir vitrinden diğerine akıyordu. Her mağaza daha büyük görünmeye, daha pahalı hissettirmeye çalışıyordu. Sanki orada satılan şey ürün değil de "değerli biri olma hissiydi."
Mert, reklam sektöründe çalışan genç bir adamdı. Büyük markalara sosyal medya kampanyaları hazırlıyordu. İnsanların neye, neden para verdiğini iyi biliyordu. Bir ürünü kaliteli göstermek için doğru ışığın, doğru müziğin ve doğru kelimelerin yeterli olduğunu öğrenmişti. Çünkü artık şehirde çoğu insan ihtiyaç satın almıyordu. İmaj satın alıyordu.
Bir akşam iş çıkışı o büyük AVM'nin en lüks mağazalarından birine girdi. İçeride her şey kusursuz görünüyordu. Parfüm kokusu özel olarak ayarlanmıştı. Çalışanların ses tonu bile prova edilmiş gibiydi.
Mert bir ceketi eline aldı. Kumaşı sıradandı ama fiyatı neredeyse bir aylık kiraya eşitti. Yanındaki görevli gülümsedi ve "Bu ceket insanın duruşunu değiştirir beyefendi." dedi.
Mert istemsizce güldü. Çünkü neyin satıldığını anlamıştı. Ceket değil, üstünlük hissi satılıyordu. Kasaya doğru yürürken mağazadaki insanları izledi. Kimisi aynada kendine uzun uzun bakıyor, kimisi aldığı poşeti özellikle görünür şekilde taşıyordu. Orada herkes birbirine aynı şeyi anlatmaya çalışıyordu: "Ben sıradan değilim." Mert'in içinde garip bir boşluk vardı. Çünkü reklam kampanyalarını hazırladığı birçok ürünün gerçekte anlatıldığı kadar kaliteli olmadığını biliyordu. Bazılarının ömrü kısa, malzemesi ucuzdu. Fakat doğru hikâyeyle insanlar bunları "prestij" diye satın alıyordu.
AVM'den çıkınca temiz hava almak için ara sokaklara yürüdü. Kalabalık yavaş yavaş azaldı. Işıklar seyrekleşti. Gösterişli vitrinlerin yerini küçük dükkânlar aldı. Dar bir sokağın köşesinde eski bir tamir atölyesi dikkatini çekti. Camın da sadece şu yazıyordu: "Sağlam olan tamir edilir."
İçeri girdiğinde yaşlı bir usta eski bir deri çantayı dikiyordu. Atölyede pahalı kokular yoktu. Gösterişli dekorlar da ama içeride garip bir huzur vardı. Mert yaşlı adama sordu: "Bu devirde insanlar hâlâ tamire geliyor mu?"
Usta gülümsedi. "Gerçekten kaliteli olan şeyler çöpe atılmaz evlat." dedi. Sonra elindeki çantayı göstererek "Bu çanta yirmi yıllık. Derisi eskidi ama dikişi hâlâ sağlam. Çünkü bunu satarken sadece güzel görünmesini değil, uzun yaşamasını düşündük." dedi.
Mert sessizce etrafına baktı. Duvarlarda marka logoları yoktu ama yılların emeği vardı. Usta devam etti: "Şehir artık insanlara ihtiyaçlarını değil, eksik hissettikleri yanlarını satıyor. İnsanlar kaliteli görünmek için uğraşıyor ama kaliteli yaşamayı unutuyor."
O sırada dışarıdan bir bağrışma sesi geldi. Sokağın başındaki lüks mağazanın önünde bir müşteri sinirle elindeki poşeti yere atıyordu. Günler önce aldığı pahalı ayakkabının tabanı açılmıştı.
Kalabalık toplanırken usta başını kaldırmadan şunu söyledi: "Gösteriş hızlı satar evlat ama güven yavaş oluşur."
Mert bir anda çalıştığı sektörü düşündü. Aylarca insanların zaaflarını hedefleyen reklamlar hazırlamıştı. Bir ürünü olduğundan büyük göstermek için saatlerce toplantılar yapmıştı. İlk kez şunu fark etti: Şehirde herkes birbirine değerli görünmeye çalışıyordu. Fakat gerçekten değer üreten insan sayısı giderek azalıyordu.
Gece yeniden gökdelenlerin ışıkları yanarken Mert sokağın ortasında durdu. Bir tarafta parıltılı vitrinler, diğer tarafta sessiz ama sağlam duran küçük atölye vardı. Kendi kendine şu soruyu sormadan edemedi: İnsan gerçekten kaliteli olduğu için mi değer görür, yoksa sadece bu çağın iyi hazırlanmış vitrininin içinde mi parlıyordur?
Bugün pek çok işletme "kaliteliymiş gibi" yaparak aslında sadece lüksün illüzyonunu satıyor. Ticarette marka adı altında sunulan bu sahte kimlikler, insanların gerçek ihtiyaçlarını değil; onların övgü açlığını, kibrini ve manevi eksikliklerini doyuracak kurgusal bir senaryoyu pazarlıyor.
Tıpkı şehir ışıklarının uzaktan büyüleyici görünüp yaklaştıkça içindeki kusurları ele vermesi gibi; "marka makyajı" da gerçek kalite eksikliğini örtmek için kullanılan göz alıcı bir süstür. Unutmayın; insanın değeri tükettikleriyle değil, ürettikleri ile artar.
Sahte kimliklerin ardına sığınıp geçici alkışlar toplamak yerine, gerçek kaliteyle güven inşa edenler kalıcı olur.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
